İçeriğe geç
SSS İletişim
  1. Ana Sayfa
  2. Organizasyonlar
  3. Basın Yayın ve Halkla İlişkiler...
  4. Tarihi Türbeler

Tarihi Türbeler

Şehirde bulunan önemli şahıslara ait tarihi türbelerin detaylarıdır.

Veri ve Kaynaklar

XLSX
turbeler.xlsx
XLSX · DataStore üzerinden sorgulanabilir

Önizleme

turbeler.xlsx · ilk 5 satır
turbeaciklama
Ateşbâz_Veli_Türbesi Konya’da Yeni Meram yolu üzerinde, halk arasında “Âşıklar Semti” olarak bilinen Aşkan yakınlarında, Ateşbaz Veli Efendi Türbesi adıyla meşhur bir ziyaretgâh bulunur. Şöhreti ülke sınırları aşmış olan Ateşbaz Veli’nin türbesi, Hz. Mevlânâ Dergâhı’ndan yaklaşık 10 kilometre kadar uzaklıkta bulunur. Ateşbaz Veli Hazretleri, Hz. Mevlânâ’nın aşçısı olup onun sır dostlarındandır. Türbesi, Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu’nun kararıyla 1982 yılında tescil edilmiştir. Ateşbaz Veli’nin hayatı ve Hz. Mevlânâ ile ilişkisi menkıbelere dayanmakta ve bu konuda çok çeşitli rivayetler anlatılmaktadır. Bilinenlere göre, Ateşbaz Veli’nin adı Şemseddin Yusuf, babasının adı ise İzzeddin’dir. Menkıbelerde keramet sahibi bir insan olduğu sıkça dile getirilmekte ve Anadolu’ya gelişi, Hz. Mevlânâ’ya talebe oluşu hakkında farklı görüşler ortaya atılmaktadır. Rivayetlerden birine göre Şemseddin Yusuf, büyük göç denilen yolculukta Hz. Mevlânâ'nın babası Bahaeddin Veled ile Horasan'dan Karaman’a, oradan da Konya’ya gelmiştir. Bu konudaki rivayete göre, Ateşbaz Veli, Hz. Mevlânâ’nın babasına, kendisine ve oğlu olan Sultan Veled’e hizmet ettikten sonra yaklaşık yüz yaşındayken 1285 yılında vefat etmiştir. Şemseddin Yusuf’a “Âteş-bâz” unvanının verilişi konusunda da çeşitli rivayetler bulunur. “Ateşle meşgul olan; oynayan kişi” anlamındaki Farsça Âteş-bâz” adının “Âş-pez” (Aşçı), “Aşpez Başı” (Aşçıbaşı) kelimesinden geldiğini öne sürenler olmuşsa da türbesindeki kitabelerde “Ateş­bâz” şeklinde zikredilmektedir. Bu konudaki menkıbeye göre Şemseddin Yusuf, dergâhta bir gün yemek hazırlığına başladığı zaman hiç odun kalmadığını fark edince Hz. Mevlânâ’ya giderek durumu anlatır. "Efendim, mutfakta hiç odun kalmamış, ne yapayım?" deyince Hz. Mevlânâ; “Git ayaklarını ocağın altına koy” der. Emri yerine getiren Şemseddin Yusuf, tereddütsüz ayaklarını kazanın altına sokar ve yemeği pişirmeye başlar. Ne var ki bu sırada ayaklarından çıkan ateşe bakarken “Yanar mı?” diye şüpheye düşünce sol baş parmağı yanmaya başlar. Durum, Hz. Mevlânâ’ya anlatılınca Hz. Mevlâna, sırrını açığa vermesi ve şüpheye düşmesi nedeniyle ona “Hay Ateşbaz Hay!” der. Şemseddin Yusuf bu durumdan utanarak, ayağındaki yanıklar görünmesin diye sağ ayağını, sol ayağının üzerine koyarak baş keser. O günden sonra Şemseddin Yusuf ateşle oynayan manasında “Ateşbaz” unvanıyla anıldığı gibi dervişler de semaya sağ ayak baş parmaklarını sol parmaklarının üzerine basarak başlar. Mühürleme olarak nitelendirilen bu hareketin dergâhta Ateşbaz Veli’den hatıra kaldığı söylenir. Ateşbaz Veli vefat edince bugünkü türbesinin altındaki mezar odasına defnedilmiştir. Ateşbaz Veli’nin ölümünden sonra 1285 yılında yapılan Selçuklu mimarisinin tipik özelliklerine sahip olan yapı mahzen, gözde ve külâh olmak üzere üç ana bölümden meydana gelmiştir. Yapıda taş ve tuğla beraber kullanılmış olan türbe kare plan üzerine sekizgen gövdeli, piramidal külâh örtülü biçimde inşa edilmiştir. İki katlı olarak üst katı dışta sekizgen, iç mekânı kare planlı olarak düzenlenmiş olan türbe plan tipi olarak Anadolu’da bilinen tek örnektir. Türbenin alt katındaki cenazelik demir parmaklıkla çevrili olup Ateşbaz’ın tuğla ile bir sandukası adi harçla sıvanmıştır. İçeri girilemeyen bu kısım etkileyici bir yeşil ışık ile aydınlatılmaktadır. Sandukanın üst tarafına boydan boya Ayet’el-Kürsî ve alt kısmında Bakara Suresi’nin bazı ayetleri nakşedilmiştir. Köşelere isabet eden üçgenlerin üzerleri Mevlevî sikke resimleri ile süslenmiş kuşağın üst kısmına Allah’ın, Hz.Peygamber’in ve Dört Halife’nin isimleri yazılmıştır. Türbenin kıblesinde yer alan niyaz penceresinin üzerindeki beş satırlık kitabede “Bu kabir 684 yılı Recep ayı ortalarında ölen, millet ve dinin güneşi said, şehid, merhum Ateşbaz İzzüddin oğlu Yusuf’undur. Yüce Allah rahmet etsin. Allah affedicidir.” yazılıdır. Dünyadaki tek aşçı türbesi olarak yerli ve yabancı birçok insanın ziyaret ettiği yerlerden biri olan türbenin mahzen kısmında kapının önünde demir parmaklık bulunmaktadır. Hz. Mevlânâ’nın Ateşbaz Veli hakkında "'Senin tuzunu alanlar huzur bulsun, ziyaret edenlerin derdi iyi olsun, aşları artsın, taşsın, dökülmesin tuzundan tadan bolluğa berekete zenginliğe erişsin" diye bir duası olduğuna inanılır.
Cemel_Ali_Dede_Camii_ve_Türbesi Rivayete göre, Sultân’ul-Ulemâ Bahaeddîn Veled’in müritlerinden olan Cemel Ali Dede, Hz. Mevlânâ’ya lalalık yapmış ve küçükken onu güldürüp deve taklidi yaparak sırtında taşıdığı için “deve” anlamında “cemel” lakabıyla tanınmıştır. Cemel Ali Dede 1261 yılında vefat etmiş ve Hz. Mevlânâ’nın Meram Bağları arasında sık sık gezintiye çıktığı bir bölgede yapılan türbede toprağa verilmiştir. Günümüzde Cemel Ali Dede Mescidi ve Türbesi, Selâm Mahallesi’nde Yaka Caddesi üzerinde bulunur. Yapıya ait herhangi bir kitabe bulunmamasına rağmen, mimari üslubundan dolayı alanın uzmanlarınca eserin Selçuklu Dönemi’ne ait bir Mevlevî zaviyesi olduğu düşünülür. Cemel Ali Dede adına yaptırılan bu mekânda daha önceleri mescidin yanı sıra türbe, tekke ve hamamdan oluşan bir külliye bulunuyorken, günümüzde yalnızca geçmişte semahane olarak da kullanılan bir mescit ile beraber türbesi kalmıştır. Konya’ya gelen yerli ve yabancı turistlerin mutlaka ziyaret ettiği bu mekân, uzaktan görüntüsü ile nefes kesicidir. Kurşun kaplı kubbeleri ve türbesinin çinilerle kuşatılmış zarif kapısı uzaktan gelip geçenlerin dahi dikkatini çeker. Devrinde semahane olarak kullanılmış olan mescit, türbenin bitişiğinde olup günümüzde ibadete açık bulunur. Kesme taş ve tuğladan inşa edilmiş kare planlı bir yapı olan mescit, tuğla örgülü ve kurşun kaplı bir kubbe ile örtülmüştür. Kuzeyindeki küçük kapıdan mescidin içerisine girdiğinizde devşirme sütun kaideleri hemen dikkatinizi çeker. Üzerinde bir ayet kuşağı bulunan ahşap kürsüsü, mihrabı ve minberi yenicedir. Oldukça küçük ve şirin pencerelerinden içeriye sızan güneş ışığı son derece loş bir hava oluşturur. Türbe kısmında cenazelik kısmı da bulunan yapının önüne 1961 yılında camekânlı bir çerçeve geçirilmiştir. Beşik tonoz örtülü türbede bulunan yedi sandukanın üzerleri boydan boya mavi ve yeşil renkli işlemesiz çinilerle kaplı olup bunlardan dördüncüsü Cemel Ali Dede’ye atfedilmektedir. Mevcut izlerden türbenin eskiden bütünüyle çini mozaiklerle süslü olduğu anlaşılır. Son yıllarda yapılan restorasyonla imar edilen yapının etrafı son derece estetik demir parmaklıklı bir duvarla çevrilmiştir. Dört mevsim ayrı güzellik taşıyan mescidin bahçesinde renk renk güller ve çiçekler sizi karşılayacaktır. Bahçenin köşesindeki tertemiz abdesthanesinde serinleyip çam ağaçlarının altındaki banklarda gül kokuları ve bülbül sesleri eşliğinde son derece sakin ve dingin vakitler geçirebilirsiniz.
Ebu_İshak_Kazeruni_Türbesi Âlim ve veli olan Ebu İshak İbrahim bin Şehriyâr, Şiraz’ın 90 km batısında bulunan Kazerun kasabasında doğdu. Küçük yaşta ilim tahsiline başlayan Kazeruni, Ebu Ali b. Hüseyin Firuzabadi el-Akar, Ebu’l-Hasan Ali b. Cehdim Hemedani gibi zamanın tanınmış âlimlerinden okudu. Ebu Abdullah Muhammed b. Hafîf ed- Dabbi’den istifade eden Kazeruni, bu zatın sohbetlerinde bulunup tasavvuf yolunda ilerledi. Ayrıca o, Şiraz, Basra, Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere’deki âlimlerden hadis-i şerif rivayet etti. Zamanının hükümdarlarının sevdiği ve saydığı Kazeruni, “Sultânu’l-evliyâ” ve “Kutbu’laktâb” unvanlarını aldı. Kazeruni, binlerce putperestin Müslüman olmasını sağladı. Ebu İshak Kazeruni’nin yetiştirdiği mücahit talebeleri, gittikleri yerlerde, dergâhlar ve medreseler yaptılar. Nitekim büyük sufilerden Kazeruni’nin bizzat kendisi İran’da altmış beş kadar ribat denilen dergâh inşa ettirmişti. Onların bu faaliyetleri, İshakiyye, Kazeruniyye ve Mürşidiyye tarikatı diye meşhur oldu. İshakiyye tarikatı, İran’dan Hindistan’a ve Çin’e kadar yayıldı. Bursa, Konya ve Erzurum’da Ebu İshak-hane adı ile anılan dergâhları bulunan bu tarikat, Anadolu’dan Halep’e geçti. H 426/M 1034 yılında Kazerun’da vefat eden Ebu İshak, insanlara karşı çok şefkatli ve merhametli idi. Ebu İshak Kazeruni adına Konya’da da bir zaviye yaptırılmıştır. Türbe ve zaviye Beyhekim Mahallesi Kazeruni Sokaktadır. Yapı dikdörtgen planlı olup uzun bir holün sol tarafında sınırlanmış üç oda ve bir aralıktan ibarettir. Yapıya kuzeydeki kapından girilir. Uzun holün solundaki kapıdan küçük aralığa girilir. Aralığın iki yanında oda vardır. Aralığın diğer kapısından doğudaki bahçeye çıkılır. Uzun holün dibindeki solda bulunan oda kapalı bir türbe halindedir. Duvarlar temelde taş üzerine kerpiç şeklindedir. Tavan ahşap hatıllarla örtülmüş, hasırla kapatılmış ve üzerine toprak kapatılmıştır. Kapı üstünde mermer kitabesi bulunmaktadır. Odanın sokağa bakan bir penceresi vardır. Türbe odasında sonradan koyma basit bir malzeme ile yapılmış sanduka yer alır.
Emir_İshak_Bey_Türbesi Türbe Şems parkının kuzeyinde Şems Caminin kuzey- doğusunda yer alır. Eserin kitabesi yoktur ancak; yapı hakkındaki 1505 tarihli vakfiyeden Emir İshak Bey tarafından yaptırıldığı iddia edilir. Türbe stil kritiği ile Karamanoğlu veya Osmanlı dönemine tarihlendirilir. Yapının alt katı taş gövde ve kubbesi tuğla malzeme ile inşa edilmiştir. Türbeye giriş batı yöndeki bir kapı ile sağlanmıştır. Yapıyı aydınlatan üç tane pencere bulunur. Kubbede tuğla malzeme üçgen çıkıntılar oluşturulmuştur.
Fakıh_Dede_Türbesi Türbe Akçeşme Mahallesi Piriesat Caddesi üzerinde bulunmaktadır. Yapının Karamanoğlu İbrahim Bey tarafından M.1454 tarhinde İsa oğlu Burhanettin Fakıh Paşa adlı bilgin ve mutasavvıf için yaptırdığı kitabesinden anlaşılır. Türbenin yapım malzemesi su basman seviyesinde moloz taş, kubbe kasnağına kadar düzgün kesme taştır ve kubbesi tuğladan yapılmıştır. Yapının çeşitli bölümlerinde devşirme malzeme ile karşılaşılmaktadır. Türbenin bodrum katında cenazelik kısmı toprak altında kalmıştır. Ana gövdenin üzeri piramidal külahla örtülmüştür. Kapının üstünde bulunan mermer kitabe üstünde çini süslemeler görülmektedir. Bu çiniler mavi mor siyah renklerle bitkisel ve geometrik motifler içerisinde işlenmiştir. Türbenin üç tarafına açılan üç pencerenin üzeri sağır kemerlerle çerçevelenmiş, bu bölümler çinilerle süslenmiştir.
2 sütun · 18 satır Tam tabloyu aç

Ek Bilgi

Yazan
Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Dairesi Başkanlığı
Bakımcı
Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Dairesi Başkanlığı
Son Güncelleme Tarihi
24 Temmuz 2024, 10:01 (+0300)
Oluşturulma Tarihi
24 Temmuz 2024, 10:01 (+0300)
Kaynaklar
1 (XLSX)
Etiketler
Görüntülenme
134
İndirme
12
Dil
tr
Theme
http://publications.europa.eu/resource/authority/data-theme/REGI
Veri talebinde bulun